27 Temmuz 2017 Perşembe

Geceye Fısıldanan Dilekler - Barbara Freethy


Merhabalar! Yine, elimde uzun zamandır okunmayı bekleyen bir kitapla karşınızdayım. Ankara çok sıcak. Özellikle de son iki gündür sıcaktan durulmuyor. Bu havada insanın canı hiçbir şey yapmak istemiyor. Ben de, balkonda ya da evin en serin yerinde soğuk bir şeyler içerek, kitap okumaya çalışıyorum.



Bu kitabı bitireli epey oldu. Şu an okuduğum kitap da bitmeden yazmak istedim. Kitapta farklı yıllarda, ama aynı tarihte doğmuş üç ayrı kadının doğum günlerinde yaşadıkları olaylar anlatılıyor.

Liz, 30 yaşında bir hemşire. Erkek arkadaşından yeni ayrılmış ve doğum gününde dilediği dilek, gerçek aşk... Tam minik bir kekin üzerindeki mumu kendi kendine üflemek üzereyken, karşısına gizemli bir yabancı çıkıyor. Bütün gece birlikte dolaşıyorlar ve Liz'in doğum gününü kutluyorlar. Acaba bu yabancı, Liz'in aradığı gerçek aşkı olabilir mi?

Angela 35 yaşında, kocaman bir ailesi ve çok mutlu bir evliliği var. Ama en çok istediği şeye sahip değil. Bir çocuk... Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bir çocukları olmuyor. Üstelik eşi de bu başarısız denemelerden yorulmuş. Angela bu düşüncelerle eve geldiğinde, büyük bir sürpriz partiyle karşılaşıyor. Mumlarını üflerken dilediği tek şey bir çocuk... Gece ilerlerken sinirlenip, evden çıkıyor. Acaba dileği gerçek olacak mı?

Carole 40 yaşında, zengin ve hırslı bir eşi ve iki çocuğu var. Fakir bir aileden geliyor ve gençliğindeki en büyük hayali zengin olmak. Bu hayalini gerçekleştirmiş, ama bu hayatın içinde kaybolmuş durumda. O gece mumlarını üflerken, etrafında gerçekten tanıdığı kimse yok. Çocukları bile... O da ailesini geri istediğini diliyor. O sırada eşinin başka bir kadınla flört ettiğini görünce; soluğu fakir mahallesinde, annesinin yanında alıyor. Acaba hayatını yoluna koyabilecek mi? Tüm bu soruların cevapları kitapta var tabii :))


ARKA KAPAK 

Dilekler, gökyüzünü aydınlatan yıldızlar gibidir

Doğum günleri, umutla sarıldığımız dileklerin gerçekleşmesini
beklediğimiz özel günlerdir... Aynı gün doğup birbirlerinden 
habersiz olan Liz, Angela ve Carole tam da bu duygularla 
mumlarını üflerler. Bir dilekle her şeyin değişebileceğine 
inanmaktan yıllar önce vazgeçen üç kadın, son bir umutla 
dileklerine sımsıkı tutunurlar. Ve kader, hayatı, aşkı ve mutluluğu 
yeniden yaşamak isteyen bu üç kadının seslenişine
duyarsız kalmaz...

*********************************************************************************

Romantik film tadında, sıcacık üç hikaye barındıran hoş bir kitaptı. Eğer kumlara uzanıp, yüzünüzde hafif bir gülümsemeyle okuyacak bir kitap arıyorsanız, bu kitap tam size göre... Evet, gerçekten okunacak çok kitap var :) Keyifli okumalar diliyorum...

25 Temmuz 2017 Salı

Kayısı Marmeladı Yaptım


Merhabalar! Söz verdiğim gibi, arayı açmadan geldim. Bu aralar mutfakta fazla zaman geçiriyorum galiba. O yüzden, yazılarım biraz mutfak ağırlıklı olabilir :)

Dün eşimle balkonda oturuyorduk. O sırada, kapının önüne kayısı satan bir satıcı geldi. Kayısıları görünce, benim kalbim pır pır etti hemen. Ama eşim kapıdan bir şey almayı sevmediği için ses etmedim. Eşim sessizce kalkıp, gitti. Bir baktım, kayısıların yanında... Bir sevindim, bir sevindim... Ben iki, üç kilo kayısı alacak zannederken bir baktım; elinde kocaman bir kasayla geliyor. Bizimki coşmuş, on kilo kayısı almış. Kayısı delisi olan ben, mutlu tabii :)) Neyse, o kadar kayısıyı bozmayalım dedim ve marmelat yapmaya karar verdim.


Aslında herkesin bildiği bir tarif. Şimdi, keşke birazını şekersiz yapsaydım diyorum. Ama iş işten geçti. Malum, ben bu tür şeyleri yememeye çalışıyorum...

Kayısıların 4 kilosunu yemek için ayırdık. 6 kilodan da marmelat yaptım. Ben ölçüleri 1 kilo için vereceğim. 1 kg yumuşak kayısı, 3 normal su bardağı şeker, 1 limonun suyu, 1 avuç tatlı kayısı çekirdeği içi.

Kayısıları, reçel yaptığım tencereme koydum ve çubuk şeklindeki el mikseriyle, güzelce ezdim. Üzerine şekeri de ekleyip, ocağı açtım.


Kaynadıktan sonra altını kıstım. Ara ara karıştırarak kıvam almasını bekledim. Aman karıştırmayı unutmayın, dibi tutar. Yaklaşık 35 - 40 dakika sonra limon suyunu ekledim. 5 dakika daha kaynattım ve kayısı çekirdek içlerini attım. 5 dakika sonra da ocağı kapattım. biraz kendine geldikten sonra kavanozlara boşaltıp soğumasını bekledim. Kavanoz kapaklarını ondan sonra kapattım. Dileyen, şekerini daha az koyabilir. Ne de olsa, ağız tadı göreceli bir kavram...


Ben kayısının her türünü çok seviyorum. Şimdi, tam zamanıyken deneyin derim. Mis gibi, katkısız anne marmeladı... Denemek isteyenlere kolay gelsin...

20 Temmuz 2017 Perşembe

Ses Veriyorum



Merhabalar! Bu kez gerçekten çok uzak kaldım. Neden bilmiyorum, ama bir türlü uğrayamadım buralara. Sanırım eşimin sürekli evde olması, okulların kapanması, benim bir ay boyunca fizik tedaviye gitmem bayağı etkili oldu. Bu arada kendimle ilgili oldukça radikal bir karar verdim. Bununla ilgili pek çok tahlil yaptırmam gerekti. Yaklaşık 25 gündür hastanelere gidip geliyorum. Durum netleştiği zaman sizleri de bilgilendireceğim tabii :) 

Haziran sonunda küçük bir tatil yaptım...


Tatilde de kitabımdan vazgeçmedim...


Koşturmacamdan fırsat kaldığı sürece çiçeklerimle ilgileniyorum...






Kapımızın önünde ve penceremizde beslediğimiz iki kedimiz var. İkisi de birbirinin aynısı. Sanırım kardeşler. Birinin adını pıh koyduk. Çünkü beslemek için bile elimizi uzatsak, hemen pıhlıyor. Bize bir türlü alışamadı :) Diğeri ise minnoş. Aşağıdaki fotoğraf ona ait. O da sadece kızımın yaklaşmasına izin veriyor. Olsun, onları uzaktan sevmek bile bize iyi geldi...


Veee, olmazsa olmazlarım, kitaplarım... Bunlar haziran ayında ve temmuzun başında okuduklarım. Aslında bir tane daha var, ama ona ayrı bir post yapmak istiyorum. Normal yazma düzenimi bir yerden yakalamam gerek değil mi?


Biliyorum çok değil, ama benim hızıma göre gayet iyi. Özellikle fizik tedavi sırasında çok güzel kitap okunuyor, haberiniz olsun :)

Önce Kır Çiçeği Tepesiyle başlamak istiyorum.


Kır Çiçeği Tepesi, Kimberley Freeman'ın okuduğum ikinci kitabı. Şu anda üçüncüsü elimde... Daha önce Deniz Feneri Koyu'nu okumuş ve çok beğenmiştim. Eğer, merak ederseniz tık tık...
Kır Çiçeği Tepesi Adındaki Çiftliğin hikayesini, 1900'lerin başında bu çiftlikte yaşamış Beattie'nin ve O'nun torunu Emma'nın 2000'lerde yaşadıklarını merak ediyorsanız, mutlaka okuyun derim. 

Bırak Pencerenden İçeri Süzülsün Hayat ise benim için hayal kırıklığı oldu...


Klasik, aldatılan eş ve boşanma süreci... Samantha'nın, bu süreçte düştüğü zorlukların üstesinden gelme çabaları... Kitabın adı ve arka kapağında yazanlardan dolayı almıştım. Ama okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz...

Piruze... Aaaaahhh Piruze... İçimi yaktın, kavurdun benim...


Çok merak ettiğim bir kitaptı. Ayrıca Sinan Akyüz de çok merak ettiğim bir yazardı. Fizik tedavideki arkadaşlarımdan Şükran Hanım'ın bana hediye ettiği birkaç kitaptan biri Piruze idi. Büyük bir hevesle okudum. Ama okurken içim parçalandı. Seksenli yıllarda Şam'a gelin giden bir Diplomat kızı Piruze'nin acıklı ve zor hayat hikayesi... Hem merak ettim, hem üzüldüm. Bu yüzden biraz zor okudum kitabı. Ama kitabın devamı olan Piruze ve Oğullarını da satın aldım. Moralimin yüksek olduğu bir ara, onu da okuyacağım. Üzüntülü şeyleri de okuyabilirim diyorsanız, mutlaka okuyun derim.

Yine aldatılıp, boşanan bir kadın hikayesi...


Ama bu kitabı beğendim.  Boşanmak zorunda kalan Evelyn, kendisine yeni bir hayat kurar. Bunun için de ülkenin diğer ucuna gider, orada kendisine yeni arkadaşlar edinir. Yıkık dökük bir dükkanı adam edip, kırkyama atölyesine dönüştürür. Ona yardım eden arkadaşları da, kendisi de hayattan yeni dersler çıkartırlar...

Mümkün olduğunca kısa yazmaya çalıştım. Ben hala örgü öremiyorum. Bu da beni çok üzüyor. Ama ne yapalım, şimdilik yukarıda anlattığım şeylerle oyalanmaya çalışıyorum. Arayı fazla açmamayı umuyorum. Yeniden görüşmek üzere...

7 Haziran 2017 Çarşamba

Dostluk Ekmeği _ Darien Gee



Merhabalar, nasılsınız? Ben hala bileğimle uğraşıyorum. Fizik tedavim bitmedi. Doktorum bandaj vermişti, Ama düzelme olmayınca, bilekliğe terfi ettim :( Şu anda da bileklikle yazmaya çalışıyorum. Oldukça zor oluyor. Zaten bu yüzden yazacaklarım birikti ya... Sizleri çok özledim. Bu kitabı geçen ay bitirdim ama, uzun uzun yazamayacağım için bekledim. Şimdi de kısaca yazmaya çalışacağım...


Dostluk Ekmeği, birkaç yıldır kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Aslında böyle, bekleyen çok kitabım var. Dayanamayıp önceliği yeni kitaplara verince, eskiler biriktikçe birikti. Ben de, bir süre yeni kitap almamaya karar verdim. Dayanabilirsem, eskileri okuyacağım. Ama bloğunuz olunca, zaten herkesin çoktaaan okuduğu kitaplar hakkındaki fikirlerinizi yazmanız ne kadar anlamlı olur bilemiyorum. Ama olsun belki okumayan birileri vardır...

Bu kitap beni çok etkiledi. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Zaman zaman gözyaşlarımı tutamadım. Kitapta ayakları üzerinde durmaya çabalayan üç kadının hikayesi anlatılıyor. Julia oğlunun ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen, kendisini toparlayamamıştır. Bu durum, eşi Mark ile aralarında derin bir uçurum oluşmasına neden olmuştur. Julia'nın bir de kızı vardır. Bir gün, anne - kız kapılarının önünde sepet içinde biraz mayalı hamur, bir tane ekmek ve üzerinde tarif yazılı olan bir kağıt bulurlar. Julia, kızının israrlarına dayanamaz ve tarifi dener. Tarifte bir kural yazmaktadır: " Hamur dört parçaya ayrılacak. Bir tanesiyle yeni ekmek yapılacak, diğer üç parça ise tarifle birlikte sevdiklerinize dağıtılacak." Böylece Julia, Madeline ve Hannah ile tanışır. Madeline, buraya eşi öldükten sonra yerleşmiştir ve kasabanın çay salonunu işletmektedir. Hannah ise, bir çello sanatçısıdır. Ancak, sakatlandığı için artık konser verememektedir. Buraya eşinin isteği üzerine taşınmış; fakat çok geçmeden eşi tarafından terk edilmiştir. O da tıpkı Julia gibi ayakta kalmaya çalışmaktadır. Dostluk ekmeği tarifi bu üç kadın kadar, tüm kasabayı etkisi altına alır...



Kitap çoğunlukla bu üç karakter çevresinde dolaşsa da; pek çok güçlü karakterle tanışıyoruz. Özellikle Julia'nın eşi Mark, alkışlamak istediğim karakterlerden birisi. Kitabı uzun uzadıya anlatmak isterdim ama bileğim izin vermiyor ne yazık ki... Bu yüzden ilk kez, arka kapak yazısını da yazamayacağım. 

Kitapta çok güzel tarifler var. Bileğim iyi olsaydı kesin denerdim :) Eğer hala okumadıysanız ben öneririm. Kitap bittiğinde, kalbinize dokunacak...

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Gül Reçeli Yaptım



Merhabalar! Günleriniz nasıl geçiyor? Burada bazen yağmur yağıyor, bazen güneş açıyor. Hava bir soğuyor, bir ısınıyor. Tam hastalık havası. Bu gidişle yaz gelmeyecek sanırım. Olsun, oruç tutanlar için havanın serin olması daha iyi. Sizlerle sohbet etmeyi özledim gerçekten.

Bizde hayat aynı şekilde devam ediyor. İşler, güçler derken zaman geçiyor. Ben diyet yapmaya çalışıyorum, ama evdekilerin günahı ne? Onlar reçel yemeği çok seviyorlar. Bizim apartmanın bahçesindeki kokulu gül de bu sene bayağı büyüdü ve daha çok gül verdi. Ben de gül reçeli yapayım dedim. 


Kokulu pembe gülleri, açtıkça 5'er, 10'ar tane topladık. Bu kadar gülle reçel yapamayacağım için topladıklarımı biriktirdim :) Aslında bileklerim yüzünden, kesme işlerinde eşimden çok yardım aldım.

Bir elinizle güllerin çiçek kısmını kavrayın ve sap bölümünden ayırın. Yaprakların dibindeki beyaz kısımları kesin. Bu şekilde yaparsanız, işiniz çok daha kolay olur. Yaprakları hırpalamadan yıkayıp, süzün. Dediğim gibi, ben parti parti gül topladım. Bu yüzden her topladığım partiyi bu şekilde yıkadıktan sonra, üzerine iki kaşık şeker döküp ovdum. Cam kaba koyup, buzdolabına kaldırdım.  Yaklaşık 30 tane gül olunca tencereye 2 kg. şeker ve 7 bardak su koydum. Yarım saat kadar kaynattıktan sonra gülleri de ekledim.


Güllerle birlikte yarım saat daha kısık ateşte kaynattım. Sonra iki limonun suyunu sıkıp, içine kattım. 5 dakika da öyle kaynattım. Siz kıvamını anlamak için bir çay tabağına damlatıp, biraz bekledikten sonra tabağı eğin. Su gibi akıp, gitmiyorsa reçelinizin kıvamı tamamdır. Gül reçeli çok kıvamlı olmuyor. Soğuyunca da koyulaşacağını unutmayın. Fazla koyu yaparsanız, şekerlenebilir.


Benim güllerim pembe olduğu için reçelin rengi çok kırmızı olmadı. Ama boya da katmadım. Bu, doğal rengi yani. 


Bazı yerlerde pazarlarda da reçellik gül satılıyormuş. Ben burada bulamadım. Neyse ki apartmanın bahçesindeki gül büyüdü. Denemek isteyenlere kolay gelsin. Yeniden buluşmak dileğiyle...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...