24 Eylül 2017 Pazar

Süt Kesiğinden Peynir Yaptım



Merhabalar! Umarım hafta sonunuz güzel geçiyordur. Bizde koşturmaca bitmedi hala. Kayınvalidemden sonra gelenimiz gidenimiz eksik olmuyor, sağolsunlar. Geçen hafta kırk mevlüdünü de yaptık, zaman ne çabuk geçiyor. Evde de ufak tefek tadilatlar devam ediyor. Okullar da açılınca, bir de alışveriş telaşı girdi araya... Olsun, sağlık olsun da; her şey hallolur nasılsa...

Cuma günleri bizim sütçü günümüzdür. Ben her hafta süt alıp, yoğurdumu kendim yaparım. Eskiden sütler hep kapıdan alınırdı ve bazen kaynatırken kesilirdi. O zaman babaannem, böyle peynir yapardı. Laf arasında kızıma anlatınca merak etti. Bir kez yapınca evdekiler çok sevdiler. Ben de zaman zaman yapmaya başladım. 

Bu kez sizin için de fotoğraflayayım dedim. Ama sütün kesildiği anın fotoğrafını çekmeden süzmüş bulundum.



Bu sefer 2 kilogram sütten yaptım. Süt iyice kaynadıktan sonra, içine iki yemek kaşığı yoğurt ekleyip, karıştırdım. Sonra yarım limonun suyunu sıkıp, sütün içine döktüm. Bu arada süt kaynamaya devam edecek. Bir süre sonra süt topak topak oluyor zaten. Süzgeci bir tencereye oturtup, sütü süzüyoruz. Ben çok yapmadığım için, süzgeç işimi görüyor. Bir kaşığın tersiyle iyice bastırıp, suyunun süzülmesini sağladım. Yarım saat kadar böyle süzgeçte tuttum. Tabii gidip, gelip kaşıkla bastırmayı ihmal etmedim. Suyu iyice süzülünce, ters çevirip süzgeçten çıkarttım.



Tabii oluşan peynir altı suyunu ziyan etmedim. Ondan da güzel bir oğmaç çorbası yaptım. Daha önce tarifini burada vermiştim. Bu kez su yerine, peynir altı suyunu kullandım.



Peynirin tadı da görüntüsü de gayet güzel oldu.



İki sabahtır kahvaltıda bize eşlik ediyor. 



  
Arada böyle değişik tadlar keyifli oluyor. Bu basit tarifi denemek isterseniz, kolay gelsin... 

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Kor Adası - Kimberley Freeman


Merhabalar! Ağustos ayını da bitirdik sayılır. Bu ay yine sesim sedam çıkmadı, biliyorum. Ağustos bizim için biraz zor geçti. Beni takip edenler, yaşlı ve hasta kayınvalidemi bilirler. Maalesef, kendisini ağustos başında kaybettik. Üzüntü, gelen giden derken, buraya uğramak da içimden gelmedi açıkçası... Ara ara instagrama uğruyordum, bugün de buraya yazmak istedim. Kor Adası temmuzla birlikte bitti, ama yazamadım işte... 

Kimberley Freeman'ın kitaplarını çok seviyorum. Kor Adasını da beğenerek okudum. Hala istediğim hızda okuyamıyorum. Bu yüzden, çoğunuzun çoktan okuduğu kitaplarla geldiğimi biliyorum. Kendime yeni kitap almama konusunda söz vermiştim. Bu sözümü bozmuş olabilirimmm!!! Yakında bununla ilgili bir post hazırlamaya çalışacağım. 


Kor Adası yine Kimberley Freeman tarzında, iki farklı zamanda geçiyor. Çok akıcı ve merak uyandırıcı bir dille yazılmış. Yani, okurken rahatsız edildiğimde oldukça sinirlendim :)

Kitap, 1891 yılında Tilly'nin hikayesiyle başlıyor. Tilly, aşık olduğu adamla mutlu bir evlilik yaptığını düşünürken; hayat O'na kötü oyunlar oynuyor. Bunun sonunda kendisini, Kor Adası'ndaki hapishane müdürünün kızına mürebbiyelik yaparken buluyor. Açıkçası, spolier vermemek için detaya girmiyorum.

Nina ise 2012 yılında, yaşadığı kalp kırıklığının ardından Kor Adasına, büyük büyükannesinden kalan eve sığınır. Nina, bir yazardır ve burada zihnini boşaltıp, yazmakta olduğu kitaba yoğunlaşabilmeyi ummaktadır. Evde yapılan zorunlu tadilat sırasında, yıkık duvarların arasında büyük büyükannesinin çocukken yazdığı günlüğün parçalarını bulur. Günlük 1891 yılında yazılmaya başlanmıştır. Nina, merakla günlüğün diğer parçalarını aramaya başlar. Bir taraftan ailesinin geçmişini öğrenirken, bir taraftan da kendi hayatını yoluna koymaya çalışmaktadır. Daha fazla detay vermeden arka kapak yazısına geçsem iyi olacak...



ARKA KAPAK

Göz ardı ettiğiniz gerçekler
er ya da çıkar karşınıza tamamlanmak için.
Yüzleşin ki ruhunuz arınsın.

1891 yılının İngiltere'sinde Tilly Kirkland, rüya gibi bir evlilik 
yaptığını düşünürken kendini bir kâbusun tam ortasında bulur.
Yaşadığı talihsizlikler O'nu Avustralya'ya, Kor Adası'nda bir
malikaneye getirir. Burada bir yerel cezaevi müdürünün kızına 
mürebbiyelik yapacaktır. Aslında her günbatımında adeta bir kora
dönüşen bu adaya hayatının cezasını çekmek için geldiğini
anlayacaktır...

2012 yılında ünlü yazar Nina Jones, kafasını toparlamak ve yazmakta
sıkıntı çektiği yeni hikâyesine odaklanmak için Avustralya'ya büyük
büyükannesinden kalma malikâneye gelir. Ancak Starwater 
Malikânesi'nin duvarları, O'nun yıllardır sakladığı büyük sırrının 
kanıtlarıyla doludur. Keşfettiği her kanıt ise Nina'nın büyük bir 
gizemi çözmesini sağlayacaktır.

Üçüncü kitabıyla hayranlarının kalbine bir kez daha kazınacak olan
Kimberley Freeman'ın romanı Kor Adası, yarım kalan gerçeklerin
sonsuza kadar saklı kalamayacağını ve ne olursa olsun kalbimizin
sesine kulak vermemiz gerektiğini anlatıyor. 


Evet, Kor Adası kısaca böyle... Henüz okumadıysanız, mutlaka okuyun derim... Bol kitaplı, sağlıklı ve huzurlu günler dilerim...

27 Temmuz 2017 Perşembe

Geceye Fısıldanan Dilekler - Barbara Freethy


Merhabalar! Yine, elimde uzun zamandır okunmayı bekleyen bir kitapla karşınızdayım. Ankara çok sıcak. Özellikle de son iki gündür sıcaktan durulmuyor. Bu havada insanın canı hiçbir şey yapmak istemiyor. Ben de, balkonda ya da evin en serin yerinde soğuk bir şeyler içerek, kitap okumaya çalışıyorum.



Bu kitabı bitireli epey oldu. Şu an okuduğum kitap da bitmeden yazmak istedim. Kitapta farklı yıllarda, ama aynı tarihte doğmuş üç ayrı kadının doğum günlerinde yaşadıkları olaylar anlatılıyor.

Liz, 30 yaşında bir hemşire. Erkek arkadaşından yeni ayrılmış ve doğum gününde dilediği dilek, gerçek aşk... Tam minik bir kekin üzerindeki mumu kendi kendine üflemek üzereyken, karşısına gizemli bir yabancı çıkıyor. Bütün gece birlikte dolaşıyorlar ve Liz'in doğum gününü kutluyorlar. Acaba bu yabancı, Liz'in aradığı gerçek aşkı olabilir mi?

Angela 35 yaşında, kocaman bir ailesi ve çok mutlu bir evliliği var. Ama en çok istediği şeye sahip değil. Bir çocuk... Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bir çocukları olmuyor. Üstelik eşi de bu başarısız denemelerden yorulmuş. Angela bu düşüncelerle eve geldiğinde, büyük bir sürpriz partiyle karşılaşıyor. Mumlarını üflerken dilediği tek şey bir çocuk... Gece ilerlerken sinirlenip, evden çıkıyor. Acaba dileği gerçek olacak mı?

Carole 40 yaşında, zengin ve hırslı bir eşi ve iki çocuğu var. Fakir bir aileden geliyor ve gençliğindeki en büyük hayali zengin olmak. Bu hayalini gerçekleştirmiş, ama bu hayatın içinde kaybolmuş durumda. O gece mumlarını üflerken, etrafında gerçekten tanıdığı kimse yok. Çocukları bile... O da ailesini geri istediğini diliyor. O sırada eşinin başka bir kadınla flört ettiğini görünce; soluğu fakir mahallesinde, annesinin yanında alıyor. Acaba hayatını yoluna koyabilecek mi? Tüm bu soruların cevapları kitapta var tabii :))


ARKA KAPAK 

Dilekler, gökyüzünü aydınlatan yıldızlar gibidir

Doğum günleri, umutla sarıldığımız dileklerin gerçekleşmesini
beklediğimiz özel günlerdir... Aynı gün doğup birbirlerinden 
habersiz olan Liz, Angela ve Carole tam da bu duygularla 
mumlarını üflerler. Bir dilekle her şeyin değişebileceğine 
inanmaktan yıllar önce vazgeçen üç kadın, son bir umutla 
dileklerine sımsıkı tutunurlar. Ve kader, hayatı, aşkı ve mutluluğu 
yeniden yaşamak isteyen bu üç kadının seslenişine
duyarsız kalmaz...

*********************************************************************************

Romantik film tadında, sıcacık üç hikaye barındıran hoş bir kitaptı. Eğer kumlara uzanıp, yüzünüzde hafif bir gülümsemeyle okuyacak bir kitap arıyorsanız, bu kitap tam size göre... Evet, gerçekten okunacak çok kitap var :) Keyifli okumalar diliyorum...

25 Temmuz 2017 Salı

Kayısı Marmeladı Yaptım


Merhabalar! Söz verdiğim gibi, arayı açmadan geldim. Bu aralar mutfakta fazla zaman geçiriyorum galiba. O yüzden, yazılarım biraz mutfak ağırlıklı olabilir :)

Dün eşimle balkonda oturuyorduk. O sırada, kapının önüne kayısı satan bir satıcı geldi. Kayısıları görünce, benim kalbim pır pır etti hemen. Ama eşim kapıdan bir şey almayı sevmediği için ses etmedim. Eşim sessizce kalkıp, gitti. Bir baktım, kayısıların yanında... Bir sevindim, bir sevindim... Ben iki, üç kilo kayısı alacak zannederken bir baktım; elinde kocaman bir kasayla geliyor. Bizimki coşmuş, on kilo kayısı almış. Kayısı delisi olan ben, mutlu tabii :)) Neyse, o kadar kayısıyı bozmayalım dedim ve marmelat yapmaya karar verdim.


Aslında herkesin bildiği bir tarif. Şimdi, keşke birazını şekersiz yapsaydım diyorum. Ama iş işten geçti. Malum, ben bu tür şeyleri yememeye çalışıyorum...

Kayısıların 4 kilosunu yemek için ayırdık. 6 kilodan da marmelat yaptım. Ben ölçüleri 1 kilo için vereceğim. 1 kg yumuşak kayısı, 3 normal su bardağı şeker, 1 limonun suyu, 1 avuç tatlı kayısı çekirdeği içi.

Kayısıları, reçel yaptığım tencereme koydum ve çubuk şeklindeki el mikseriyle, güzelce ezdim. Üzerine şekeri de ekleyip, ocağı açtım.


Kaynadıktan sonra altını kıstım. Ara ara karıştırarak kıvam almasını bekledim. Aman karıştırmayı unutmayın, dibi tutar. Yaklaşık 35 - 40 dakika sonra limon suyunu ekledim. 5 dakika daha kaynattım ve kayısı çekirdek içlerini attım. 5 dakika sonra da ocağı kapattım. biraz kendine geldikten sonra kavanozlara boşaltıp soğumasını bekledim. Kavanoz kapaklarını ondan sonra kapattım. Dileyen, şekerini daha az koyabilir. Ne de olsa, ağız tadı göreceli bir kavram...


Ben kayısının her türünü çok seviyorum. Şimdi, tam zamanıyken deneyin derim. Mis gibi, katkısız anne marmeladı... Denemek isteyenlere kolay gelsin...

20 Temmuz 2017 Perşembe

Ses Veriyorum



Merhabalar! Bu kez gerçekten çok uzak kaldım. Neden bilmiyorum, ama bir türlü uğrayamadım buralara. Sanırım eşimin sürekli evde olması, okulların kapanması, benim bir ay boyunca fizik tedaviye gitmem bayağı etkili oldu. Bu arada kendimle ilgili oldukça radikal bir karar verdim. Bununla ilgili pek çok tahlil yaptırmam gerekti. Yaklaşık 25 gündür hastanelere gidip geliyorum. Durum netleştiği zaman sizleri de bilgilendireceğim tabii :) 

Haziran sonunda küçük bir tatil yaptım...


Tatilde de kitabımdan vazgeçmedim...


Koşturmacamdan fırsat kaldığı sürece çiçeklerimle ilgileniyorum...






Kapımızın önünde ve penceremizde beslediğimiz iki kedimiz var. İkisi de birbirinin aynısı. Sanırım kardeşler. Birinin adını pıh koyduk. Çünkü beslemek için bile elimizi uzatsak, hemen pıhlıyor. Bize bir türlü alışamadı :) Diğeri ise minnoş. Aşağıdaki fotoğraf ona ait. O da sadece kızımın yaklaşmasına izin veriyor. Olsun, onları uzaktan sevmek bile bize iyi geldi...


Veee, olmazsa olmazlarım, kitaplarım... Bunlar haziran ayında ve temmuzun başında okuduklarım. Aslında bir tane daha var, ama ona ayrı bir post yapmak istiyorum. Normal yazma düzenimi bir yerden yakalamam gerek değil mi?


Biliyorum çok değil, ama benim hızıma göre gayet iyi. Özellikle fizik tedavi sırasında çok güzel kitap okunuyor, haberiniz olsun :)

Önce Kır Çiçeği Tepesiyle başlamak istiyorum.


Kır Çiçeği Tepesi, Kimberley Freeman'ın okuduğum ikinci kitabı. Şu anda üçüncüsü elimde... Daha önce Deniz Feneri Koyu'nu okumuş ve çok beğenmiştim. Eğer, merak ederseniz tık tık...
Kır Çiçeği Tepesi Adındaki Çiftliğin hikayesini, 1900'lerin başında bu çiftlikte yaşamış Beattie'nin ve O'nun torunu Emma'nın 2000'lerde yaşadıklarını merak ediyorsanız, mutlaka okuyun derim. 

Bırak Pencerenden İçeri Süzülsün Hayat ise benim için hayal kırıklığı oldu...


Klasik, aldatılan eş ve boşanma süreci... Samantha'nın, bu süreçte düştüğü zorlukların üstesinden gelme çabaları... Kitabın adı ve arka kapağında yazanlardan dolayı almıştım. Ama okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz...

Piruze... Aaaaahhh Piruze... İçimi yaktın, kavurdun benim...


Çok merak ettiğim bir kitaptı. Ayrıca Sinan Akyüz de çok merak ettiğim bir yazardı. Fizik tedavideki arkadaşlarımdan Şükran Hanım'ın bana hediye ettiği birkaç kitaptan biri Piruze idi. Büyük bir hevesle okudum. Ama okurken içim parçalandı. Seksenli yıllarda Şam'a gelin giden bir Diplomat kızı Piruze'nin acıklı ve zor hayat hikayesi... Hem merak ettim, hem üzüldüm. Bu yüzden biraz zor okudum kitabı. Ama kitabın devamı olan Piruze ve Oğullarını da satın aldım. Moralimin yüksek olduğu bir ara, onu da okuyacağım. Üzüntülü şeyleri de okuyabilirim diyorsanız, mutlaka okuyun derim.

Yine aldatılıp, boşanan bir kadın hikayesi...


Ama bu kitabı beğendim.  Boşanmak zorunda kalan Evelyn, kendisine yeni bir hayat kurar. Bunun için de ülkenin diğer ucuna gider, orada kendisine yeni arkadaşlar edinir. Yıkık dökük bir dükkanı adam edip, kırkyama atölyesine dönüştürür. Ona yardım eden arkadaşları da, kendisi de hayattan yeni dersler çıkartırlar...

Mümkün olduğunca kısa yazmaya çalıştım. Ben hala örgü öremiyorum. Bu da beni çok üzüyor. Ama ne yapalım, şimdilik yukarıda anlattığım şeylerle oyalanmaya çalışıyorum. Arayı fazla açmamayı umuyorum. Yeniden görüşmek üzere...

Görüşleriniz Benim İçin Değerlidir!

Zaman ayırıp, yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınız onaylandıktan sonra görüntülenecektir. Reklam ve hakaret içeren yorumları yayınlamıyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum...